Kendi Üzerinde Deneme Yapmak: Bir Yöntem Gerçekten İşe Yarıyor mu?
Yeni bir yöntemin işe yarayıp yaramadığını nasıl anlarsınız? Ölçüt belirleme, tek değişken kuralı, süreyi baştan yazma ve sonucu doğru yorumlamanın yolları.
Nehir Uysal 4 dk
Bir yöntemin işe yarayıp yaramadığına karar vermek, sanıldığı kadar kolay değildir. İnsanlar yeni bir şey denediklerinde genellikle birkaç gün sonra bir izlenim edinir ve bu izlenime göre karar verir. Oysa aynı dönemde başka pek çok şey de değişmiştir: uyku düzeni, hava, iş yükü, ruh hâli. Sonuç iyiyse denenen yönteme, kötüyse şansa bağlanır. Böylece işe yaramayan alışkanlıklar yıllarca sürdürülür, işe yarayabilecek olanlar ise erkenden bırakılır.
Bu yazıda kendi üzerinizde düzgün bir deneme yapmanın kurallarını, hangi hataların sonucu bozduğunu ve elde ettiğiniz sonucu nasıl değerlendireceğinizi ele alıyoruz.
İzlenim ile sonuç aynı şey değildir
İnsan hafızası, denemeyi değerlendirmek için güvenilir bir araç değildir. Bir yöntemi denerken ona inanma isteği, olumlu belirtileri fark etmeyi kolaylaştırır ve olumsuzları görmezden gelmeyi doğallaştırır. Bu, kötü niyet değil normal bir eğilimdir.
Bu nedenle denemenin en başında bir ölçüt belirlemek gerekir. Ölçüt sonradan seçilirse, kişi farkında olmadan sonucu destekleyen ölçütü seçer. Önceden yazılmış bir ölçüt ise sonucu değerlendirmenin tek adil yoludur.
Tek değişken kuralı
Bir denemenin işe yarayıp yaramadığını anlamanın temel şartı, aynı dönemde tek bir şeyi değiştirmektir. Aynı hafta üç yeni şey başlatan kişi, sonuç ne olursa olsun nedenini bilemez.
Bu kural özellikle beslenme, uyku ve cilt gibi çok etkenli alanlarda kritiktir. Örneğin bir cilt sorununa çözüm ararken hem yeni bir ürün denemek hem de beslenme düzenini değiştirmek, hangi etkinin nereden geldiğini tamamen belirsiz hale getirir.
Süreyi baştan belirlemek
Deneme süresi önceden belirlenmezse, karar duygusal olarak verilir. İlk günlerde iyi gelen bir yöntem hemen benimsenir, ilk zorlukta bırakılır. Oysa çoğu değişikliğin etkisi belirli bir sürede ortaya çıkar.
Genel bir yaklaşım olarak alışkanlıkla ilgili denemelerde iki üç hafta, fiziksel değişim gerektiren konularda daha uzun süre gerekir. Önemli olan sürenin uzunluğu değil, baştan belirlenmiş olmasıdır. Belirlenen süre dolmadan karar vermemek, denemenin en zor kısmıdır.
Güvenlik önce gelir
Kendi üzerinde deneme yaparken en önemli sınır, denemenin geri alınabilir olmasıdır. Etkisi kalıcı olabilecek uygulamalarda deneme yapılmaz; bilgi alınır. Bu ayrım, özellikle sağlık ve cilt konularında hayati önemdedir.
Evde bulunan malzemelerle yapılan uygulamalar bunun tipik örneğidir; bazıları zararsızken bazıları tahriş ve kalıcı hasar üretebilir. Mutfak malzemeleriyle cilt bakımında hangilerinin güvenli olduğu konusundaki ayrım, denemeye başlamadan önce mutlaka bilinmesi gerekenlere iyi bir örnektir. Deneme, riski ölçtükten sonra başlar.
Küçük ölçekte başlamak
Bir yöntemi doğrudan tam ölçekte uygulamak yerine küçük bir alanda denemek, hem riski hem de maliyeti düşürür. Yeni bir çalışma düzenini tüm haftaya değil iki güne uygulamak, yeni bir ürünü tüm yüze değil küçük bir alana sürmek aynı mantığın örnekleridir.
Küçük ölçekli deneme, olumsuz sonucu ucuza öğretir. Olumlu sonuç verdiğinde ise ölçeği büyütmek kolaydır. Tersi sırada ilerlemek, hem daha pahalı hem de daha yavaştır.
Basit bir kayıt tutmak
Deneme boyunca tutulan kısa bir kayıt, sonucu değerlendirmenin en güvenilir yoludur. Günde iki satır yeterlidir: bugün ne uygulandı ve seçilen ölçütte durum ne.
Kayıt aynı zamanda beklenmedik bir etkiyi de yakalar. Denemenin amacı dışında ortaya çıkan bir değişiklik, çoğu zaman en değerli bilgidir. Hafızaya bırakılan denemelerde bu tür ayrıntılar kaybolur.
Karşılaştırma noktası oluşturmak
Bir sonucun anlamlı olması için öncesinin bilinmesi gerekir. Bu yüzden denemeye başlamadan önce birkaç gün mevcut durumu kaydetmek gerekir. Öncesi ölçülmemişse, sonrası bir şey ifade etmez.
Mümkünse denemeyi bir süre sonra durdurup eski duruma dönmek de öğreticidir. Etki gerçekten yöntemden geliyorsa, durdurunca fark hissedilir. Bu adım her zaman uygulanamaz ama uygulanabildiğinde en net cevabı verir.
Beklenti etkisini hesaba katmak
Bir yöntemin işe yarayacağına inanmak, tek başına bir miktar iyileşme üretebilir. Bu etki gerçektir ve küçümsenmemelidir; ancak yöntemin kendisiyle karıştırılmamalıdır.
Bu etkiyi azaltmanın basit yolu, ölçütü mümkün olduğunca nesnel seçmektir. "Daha iyi hissettim" öznel, "üç günde bir yerine haftada bir tekrarladı" nesneldir. Nesnel ölçüt bulunamayan alanlarda ise sonucun bir miktar beklentiden geldiğini kabul etmek gerekir.
Sonucu doğru yorumlamak
Bir deneme olumlu sonuç verdiğinde bunun herkes için geçerli olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Kendi üzerinizde yaptığınız deneme yalnızca sizin hakkınızda bilgi verir; bu da zaten aradığınız bilgidir.
Aynı şekilde olumsuz sonuç, yöntemin kötü olduğu anlamına gelmez; sizin koşullarınızda işe yaramadığını gösterir. Bu ayrımı korumak, hem gereksiz genellemeleri hem de gereksiz suçlamaları önler.
Denemeyi alışkanlığa dönüştürmek
Bu yaklaşım bir kez öğrenildiğinde her alana uygulanabilir: çalışma düzeni, uyku saati, spor programı, beslenme, hatta ev düzeni. Ortak yapı hep aynıdır: ölçüt belirle, tek şeyi değiştir, süreyi baştan yaz, kaydet, sonra değerlendir.
Zamanla ortaya çıkan asıl kazanç, denenen yöntemlerden değil karar verme biçiminden gelir. Popüler tavsiyeler karşısında ne kabul edip ne reddedeceğini bilen kişi, hem zaman hem para kazanır; daha önemlisi, kendi bedeni ve düzeni hakkında başkasının genellemelerine değil kendi verisine güvenmeye başlar.